geçenlerde çok ilginç bir şey oldu.. tüm gün içimden tek kelime etmek gelmedi.. benim gibi konuşmayı çok seven, sürekli çene çalan birisi için oldukça ilginç bir durum bu..
aslında yeni ortamlara, yeni insanlara çabuk adapte olurum ama o gün olamadım.. ön yargılarım olmadığı halde, görünmez duvarlara tosladım sürekli..
beni şaşırtan hallerimden hiç yanıltmayan hallerime gelelim; yine grip oldum! kışa girerken, sonbahara girerken, kışın, ilkbahar yaz demeden sürekli grip oluyorum.. hasta olmaktan nefret ediyorum! ıhlamur iç, adaçayı iç içim dışım bitki oldu. severim bitkileri tamam ama bu kadar da değil!
her insan mı böyle bilmiyorum ama hastayken psikolojik açıdan da hastalanıyorum :) bıkıyorum her şeyden.. avcılardan nefret ediyorum mesela.. sokağa çıktığımda sevdiğim bir tanıdığa rastlamama durumundan nefret ediyorum. sahile inip iki lafın belini kıracak arkadaşlarımın hemen yanı başımda oturmamasından ve de yanı başımda oturan insanlardan hiç birinin benim arkadaşım olmamasından-olamamasından bıktım..
dipnot: sinirli değilim! herkes aynı şeyi söyleyip durmasın lütfen!! yetti gayrıı :)
5 Ekim 2010 Salı
bu ben miyim ?
Gönderen cafefora zaman: 06:54 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
21 Eylül 2010 Salı
oradan buradan
yine uzun bir ara vermişim :) ama bu arada o kadar çok şey oldu ki.. öncelikle yüksek lisans öğrencisiyim artık. ama buna sevinsen mi üzülsem mi bilemiyorum :)
haftada iki gün gitmem gerekiyor okula, bu nedenle mühendis olarak çalışmam oldukça zor görünüyor.. ben de part-time iş arayışındaydım. Bir adet iş buldum ama deneme süresi bugün başladı.. işin tanımını yapalım; faturalı bedava avea hat satışı ve numara taşıma :) çat kapı girip müşteri bulmam gerekiyor. bugün eğitimi aldım, yarın iş başı. pazarlama işine o kadar soğuk bakarken pazarlama işinde olmam ilginç :)
malumunuz ülkemizde eğitim öğretim yılı başladı dün itibariyle, benim de kardeşlerim dün yeni eğitim yılına start verdiler. umuyorum ki başarılı bir yıl geçirirler.
benim eğitimim başlayamadı,çünkü koca yaz geçmiş olmasına rağmen bir adet prefabrik yetişmemiş. bu nedenle 1 hafta daha tatildeyiz. buna rağmen 300 küsür harç almasını biliyorlar. kimlik ücreti 120 tl. okula girerken bir kere bile göstersek içim belki gam yemez. neyse rektör paşa paşa harcasın bakalım..
başka neler oldu bu aradaa,, aaa referandum vardı. ki bunla ilgili görüşlerimi zati yazmıştım daha önce. sonuçlar tahmin ettiğim gibi çıktı ama ben bu durumdan çok da umutlu değilim.
aklıma gelenler bunlar uzun ara vermeden tekrar görüşmek üzere:)
Gönderen cafefora zaman: 09:20 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
1 Eylül 2010 Çarşamba
aralarda kalmak..
dün yine Çorludaydım.. akşam biraz oturduk bir baktım; Çorlu'nun akşamlarını özlemişim. kopmak gelmedi içimden.. ben neden dönmüyorum diye düşündüm...
sonra sabah geldi aklıma.. evden çıkarken... gitmek istemiyordum..
kendimi bir köprü üzerinde hissediyorum.. iki uca da uzağım...
"Çorlu'da gün batarken.. 2009 Mayıs."
Gönderen cafefora zaman: 06:41 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
30 Ağustos 2010 Pazartesi
zoru başarmak...
yazmayalı baya oldu. yazmak istediğim çok şey var ama şu anda o kadar vaktim yok.. bazı şeyleri bir sonraki güne saklayarak günlerimi gözden geçiriyorum hemen.
bu aralar en önemli olay; annem sigarayı bıraktı!!! günde 1 paket bazen 1-1,5 paket içen annem sigarayı bıraktı.. kaç yıldır bırakmak niyetindeydi ama olmuyordu. en sonunda fiziksel olarak destek alabileceği bir yer bulduk; sigara bırakma merkezi.
yoldan geçerken tesadüfen görmüştüm, bir hafta sonra annem görüşmeye gitti.. tedavisi basit ve acısız. umarım yan etkisizdir, internette ne kadar aradıysam bulamadım yan etkisini:) bu iyi bir şey evet evet:)
cihazla sizi sigaranızdan tiksindiriyorlar, bir süre göbeğinizde bir cip kalıyor, bir de bir damla veriyorlar. sigaradan tiksiniyorsunuz ve bir daha da içmiyorsunuz. ben detaylı bilgi yazamayacam ama isteyenler buradan ulaşabilirler.
bir de bitkisel destek tedavisi var; sarı kantaron hapı kullanmanızı öneriyorlar. sarı kantaron hapı iyi bir şeye benziyor sanki :) mutluluk veriyormuşşşş... çikolata kadar tatlı bir şeyle bunun kadar acı bir şey aynı işlevi görüyor :)
cumartesi günü anneme işlemi uyguladılar. şimdilik bol bol su içip toksinleri nikotini atması lazım. arada bir sigara içmek istediğinde damla damlatıyor, spor yapıyor, booll boooll su içiyor yaklaşık olarak günde 3 litre:) annem ki günü 2 bardak su ile bitirirdi. alışmak zaman alıyor, annemin sigara bırakma maceralarını merakla izliyoruz :)
bugünlük bu kadar, yarın yine iş görüşmesi var, bakalım ne olacak..git gel elde var sıfır :)
Gönderen cafefora zaman: 11:33 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
27 Ağustos 2010 Cuma
Referandum...
Referandum...
Bakıyorum haberlere hep aynı hep aynı. Halk ikiye bölünmüş durumda ya evet ya hayır. Her zamanki gibi, her konuda olduğu gibi yine ya siyah ya beyaz olmak zorunda hissetiriliyoruz.
Taraf olunan partiler ne derse o yapılıyor. Soruyorum çevremdekilere "Neden Evet?" "Neden Hayır?" tam anlamıyla nedenleriyle açıklayan çok az. Parti seçmeyi fanatiklik olarak nitelendiriyor insanlarımız. Bir partiye oy attık mı tamamdır artık hep o partinin dediklerini yapmaz zorundaymışız gibi.
Ak Parti Anayasası gibi görenler evetçiler,
Sivil Anayasa olduğu için evet diyenler,
Kenan Evrene olan hınçtan ötürü evet diyenler,
CHP hayır diyor diye hayır diyenler
Ak Partiye inat hayır diyenler
Evet hayırdan ziyade "yetmez ama evetçiler" ve "boykotçular" da var.
Taslağı alıp okuyup da karara varanları tebrik ediyorum... Keşke tüm halk aynı şekilde davranabilseydi..
Rant kavgasına dönüşmeyen bir referandum oylaması yapabilseydik...
Gönderen cafefora zaman: 11:37 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
14 Ağustos 2010 Cumartesi
Halim...
" Halim öyle halim böyle
Canım candan öyle böyle
Geçecek gidecek halim öyle "
Gönderen cafefora zaman: 02:41 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
27 Temmuz 2010 Salı
olmuyor olmuyor...
4 yıl aradan sonra ne kadar zor aileyle yeniden bir arada yaşamak..
- kendine ayırdığın tüm vakti şimdi evin rutin işlerine ayırmak.
- istediğin saatte yatıp uyuyamamak
- istediğin saatte uyanamamak; çünkü burası ebeveynlerinin evidir ve onların kuralları vardır!
- istediğin yere her an gidememek
- film izleyeceğin, kitap okuyacağın vakti misafirlere ayırmak
- kahkahalarla çınlattığın okey masaların yoktur artık
- arkadaşlarınla yaptığın yemeklerin tadı yoktur
- arkadaşlarınla gece yarılarına kadar izlediğin filmler yoktur (odanda teksindir izlesen ne olcak yorum yapacak insan mı var!)
- kıyafetlerini istediğin gibi saçamazsın odana
- dolabını heep toplamak zorundasındır
- odanı her gün süpürüp silmek zorundasındır (sadece oda mı?! güldürme beni tüm evi tüm!!)
- camının tozlanması senin umrunda değilken artık umrunda olmak zorundadır
- akşam yemeklerinde sadece salçalı makarna yiyemezsin; tek çeşit yemeğin tadı aile masalarında yoktur
- gece yarısı eve anahtarla giremezsin; çünkü geceden önce evdesindir!
- ev arkadaşlarıyla yapılan dedikodular yoktur
- gece yarısı patlayan kahkahalar
- sabahın ilk ışığına kadar oturmalar yoktur artık
- artık öğrenci değilsindir ve buna alışmak uzun zaman alan bişeydir.
Gönderen cafefora zaman: 03:59 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
19 Temmuz 2010 Pazartesi
istanbul kaçamağı...
uzun süredir bir o yana bir bu yana sürekli koşturmaca içindeydim. cuma günü bu koşturmacaya son verdim! staj bitti, iş başvurularımdan geri dönüp de görüşmeye çağıran da olmadı (bu pek de iyi bişe değil aslında ama neyse:) ) bu boşluğu değerlendirip istanbula kaçtım, aslında uzun zamandır haftasonları hep istanbuldaydım ama yeni evin telaşı nedeniyle bir rahat nefes alamıyorduk. bu sefer öyle olmadı... cumadan beri dingin bir haldeyiz.
bu dinliği değerlenirerek mutfağa daldım:) düşündüm de uzun zamandır yeni birşeyler yapmıyordum.. şu an hala ocakta ya da dolapta olan yemeklerin tarifleri akşam bu sayfada :)
mutfakta oyalanırken düşündüm bir yandan da ne istiyorum ben diye. çorluda kalmak isterken istanbula dönmek zorundaydım bu fikre alışmak o kadar zordu ki, tam alışmıştım. iş imkanlarının tamamen çorluda olduğunu fark edince bu sefer çorluda kalmak fikri yordu beni. yeni ev, yeni ev arkadaşları, yeni iş ortamı...
kararsız, bıkkın ve bezgin bir haldeyim. iş görüşmelerinden eli boş dönmek, o görüşmelerde cins cins insanlara derdini anlatmak, çorludakilere kızmak, kırılmak, istanbula dönmek hevesi, istanbuldaki yaşamın zorlukları..
1 ağustosta geri dönülemez bir şekilde karar vermiş olmak zorundayım. çorluysa çorlu; istanbulsa istanbul... bir ay sonrasını merak ediyorum; diplomalı işsiz kervanında mıyım yoksa çalışanlar kervanında mıyım :)
Gönderen cafefora zaman: 04:42 1 yorum
Etiketler: içimden gelenler
14 Haziran 2010 Pazartesi
55bin kişiydik; oradaydık...
55bin kişilik dev kadroyla oradaydık...
türkülerimizi, marşlarımızı haykırdık beşiktaş sahillerine, halaylarımızı çektik...
inlettik yeri göğü.. 55 bin kişiydik..
tek ses, tek yürektik.. tükenen umutlarımızı yeniden filizlendirdik, durup yeniden düşündük...
teşekkürler Yorum.. sen olmasan mitingler halaysız, eylemler sessiz, konserler tatsız tuzsuz olurdu..
Gönderen cafefora zaman: 07:00 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
11 Şubat 2010 Perşembe
"Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik"
"Bu arada;
hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne,
günün karanlık saatlerine,
ara sıra kopsa da fırtınalara,
bir gün boğulacağımız denizlere,
eski günlere,
neler olacağını bilmesek de geleceğe,
kötülüklerle dolu olsa bile tarihe,
tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara,
Donkişotlar 'a,
ateş hırsızlarına,
Ernesto "Çe" Guevara'ya,
yollara-yolculuklara,
sevgililere,
sevişmelere,
sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara,
üşürken ısınmalara,
her şeyden sıcak annelere, babalara
ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz.
Kötü şeyler gördük.
Savaşlar,
katliamlar,
ölen-öldürülen çocuklar gördük
Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük.
Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük.
Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.
Biz de öldük.
Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.
Teşekkürler dünya."
Kazım Koyuncu
Gönderen cafefora zaman: 06:01 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
2 Şubat 2010 Salı
kadın olmak üzerine...
12 yaşında…
Hayal ediyorum cesedini. Kanlar içinde bir beden, muhtemelen üstünde önlüğüyle, önlüğün mavisi kanın kırmızısıyla karışmış durumda. Yüzünde korkmuş bir ifade. Korkmuş baktığı yerde gördüğü şeyden. Kalaşnikofu bedenine doğrultan ellerden korkmuş.
Hayal ediyorum bir gün öncesini. Sınıfında yine mavi önlüğüyle, sırasında otururken, gülerken. Öğretmeni hayal ediyorum bakarken sınıfa. Kaleme uzanan eli, kağıda da ulaşıyor, yazmaya başlıyor kargacık burgacık harfleri. Okunmuyor bile yazılanlar.
İçindeki duyguları hissetmeye çalışıyorum. İçinin hop ettiğini içimde hissediyorum, gözlerinin korkuyla karışık cesaretle baktığını, sevinçle ışıldadığına inanıyorum. Elini uzatıyor, içi kıpır kıpır, ah bir bilse sonucunu, ah bir bilse olacakları…
Tam uzatıyor kağıdı, yanlış ellere gidiyor kağıt. Kocaman elleriyle öğretmen alıyor kağıdı, açıyor, okuyor… “Ayıp” diyor “Ayıp bu yaptığın!”. Sevdiğini söylemek ayıp. Sevmek ayıp. Okula gelmen bile ayıp. Camdan bakman ayıp. Konuşman ayıp, düşünmen ise suç.
Üç mermiyle buluşuyor bedeni sabahın erken saatlerinde. Üç mermiyle intihar ettiği söyleniyor. (!)
İntihar ettiği düşüncesine herkes inanıyor, kendileri bile. Vicdanları rahatlıyor, namus kelimesiyle vicdan rahatlatıyorlar.
Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde yayınlanan, aslında çok alışageldiğimiz haberlerden birisi Ağrılı Meryem’in haberi. Erkeklerin dünyasında, onların egemenliği altında yaşatıldığımız bu dünyada bir kadını daha uğurluyoruz.
Onun ölümünün son olmadığını biliyoruz, sustuğumuz boyun eğdiğimiz kendimize olan inancımızı yitirdiğimiz sürece daha nicelerini kurban vereceğimizi biliyoruz. Biliyoruz ama nedense bir şey yapmıyoruz. Batıdaki kadının bu durum için bir şey yapmaması demek, Doğuda yarın bir kadının daha ölmesi demek. Doğudaki kadının bugün kendisi için mücadele etmemesi demek Batıdaki kadının tacizlere, tecavüzlere maruz kalmaya devam etmesi demek.
Milyonlarca kadın tacize, şiddete, tecavüze maruz kalıyor, ya sesini çıkarmıyor ya da erkek egemen vakıflar, yönetim, sivil toplumlar tarafından bastırılmasa bile savunulmuyor. Kadınların bir an önce sosyal hayatta aktif olması gerek. Bugün eğer vakıflar yönetimler kadınları savunmuyorsa bunların sebebi kadınlardır. Evde oturup doğurduğumuz çocuklara bakmak, kocalarımıza hizmet etmek yerine mücadele içinde olmayı başarabilseydik eğer; Ayşe bugün tecavüze uğramayacak, Meryem ölmeyecek, Hatice iş yerinde tacize uğramayacak, Saadet evde şiddete maruz kalmayacaktı.
Fabrikalarda sömürülmekten, bakan gözlerde “obje” olarak görülmekten, hayatımızı iki çocuk ve bir kocaya adamaktan, onlardan da çoğu zaman hak ettiğimiz değeri görmemekten, istediğimiz yere gidememekten, her fırsatı değerlendiren erkeklerin otobüste bile rahat bırakmamasından, törelerle öldürülmekten, dövülmekten, cinsel açıdan yok sayılmaktan bıkmadık mı?
Tüm renklerimizle muazzam bir gökkuşağı çizebilecekken, milyonlarca renklerimiz varken, sonsuz karanlıklara sürülmüşlüğümüz neden?
Gönderen cafefora zaman: 05:14 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
31 Aralık 2009 Perşembe
yine de iyi yıllar!
aaa şimdi yeni yıl geldi ya ssanki her şey değişecek.
herşey güzelleşecek, herşey iyileşecek.
saymaya başlamıyorum bile, hayalimdeki başka bir dünyayı.
hiçbirşeyin yeni yılda da değişmeyeceğini bildiğim için hiç bir şekilde yeni yıla umutla girmiyorum.
bakılacak olursa; yeni yıla isteyerek de girmediğmiz bir gerçektir, bir zaman gerçeğinin sonucudur.
bugünden itibaren 2010 olduk. hobaa değişmiş gibi herşey mutlu ol insanoğlu!
mutlu olun yine de.
en azından bu gece kafalar dumanlı iken mutlu olun.
herşeyin değiştiğini hayal edin
kendi hayalinizdeki "başka" dünyanın var olduğunun sanın..
yine de iyi yıllar, yine de mutlu yıllar.
Gönderen cafefora zaman: 16:57 2 yorum
Etiketler: içimden gelenler
17 Aralık 2009 Perşembe
...karmaşa...
otobüsteyim... 3 yıldır boş boş duran eski un fabrikası yıkılıyor, yerine bir yenisi yapılandırılmak üzere. her yer toz bulutu, kürekler çalışıyor harıl harıl, sesler geliyor... buraya kadar her şey normal, olması gerektiği gibi. normal olmayan şey; insanların çocuklarıyla o toz bulutunun içinde demir savaşına girmesi. bir parça demir için içe çekilen milyonlarca zerre toz, çekilen eziyet... o demirden gelecek ekmek parası...
bu durumun suçlularını ben de onlar da biliyoruz. en iyisi suçu bambaşka birine atmak, küreği kullanan yorgun, gözlerini tozdan açamayan, tıknaz, elinde sigarasını derin derin içine çeken amcaya...
bir çocuk ağlıyor köşede, demir alamamış herhalde. belki de başka birşeydir ağladığı ama o an öyle gelmiyor bana. çocuğun gözleri bana madenci arkadaşlarını göçük altında kaybeden yeşil gözlü amcayı hatırlatıyor. o an o resim gözlerimin önüne geliyor, düşünüyorum, suçluyu bu sefer buluyorum; toprak.. suçlusun toprak.. toprak dediğin çöker mi? kayar mı ? durmalı yerinde toprak. durmalı ki altta çalışan işçiler nefes almaya devam etsin, durmalı ki kapitalist düzen daha çok yesin..
madencilerin kurtarma çalışmaları bana ağustosu hatırlatıyor.. göçük altında kalan binlerce insanı düşünüyorum.. ama orda da suçluyu hemen buluyorum; Veli Göçer. sanki bütün ölen insanların evlerini o inşa etmiş gibi. sanki işin içinde hiç mühendis, hiç yapı denetim, hiç başka müteahhit yokmuş gibi..
göçük derken de aklıma okulum geliyor.. çökecek diye beklediğimiz okula yapılan yeni duvarlar, yeni odalar.. sınav olmaya sınıf bulamadığımız okulda hocalara ayrı oda ayırıyoruz, aman bir arada kalıp rahatları bozulmasın diye...
çok fazla düşünmenin pek hayra alamet olmadığı geliyor aklıma hemen düşünmeyi bırakıyorum, daha hayırsız bir şey yapıyorum; düşüncelerimi yazıya döküyorum (:
Gönderen cafefora zaman: 10:18 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
29 Kasım 2009 Pazar
sinir buhranlarım üzerine...
bazen düşünüyorum üniversitelerimiz neden var diye?
birer birey oluşturmak için mi? yoksa liseden kopup gelmiş fırlama çocukları adam etmek için mi? sınırlamak için mi beyinleri? yoksa çeşitli kurumların para kazanması için mi?
bir üniversite ki öğrenci topluluklarına ket vuran, okuldaki küçücük konferans salonunu bile öğrencisinden esirgeyen...
ve ben sormak istiyorum ben diğer üniversitelerdeki öğrencilerle aynı harcı veriyorum, kendi üniversitemin diğer ilçelerdeki bölümleriyle de aynı harcı veriyorum fakat ben onlarla aynı seviyede özgür olamıyor aynı ölçüde yararlanamıyorum üniversite imkanlarından...
çay dökülüyor diye okulun tek faaliyet alanına bizleri sokmayan zihniyeti algılayamamakla birlikte gülüyorum halimize, kendi halime de acıyorum!
Gönderen cafefora zaman: 12:59 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
patlamadaannn önceee, nihayetttttt!!
off az daha yazamasaydım patlayacaktım :) uzun zaman oldu hiçbirşey yazamadım bloğuma :(
kendisini çok özlediğimi fark ettim :) neticede ne kadar anlatırsan anlat sana kalkıp da "susss biiiii" deme yeteneği yok :))
ama işte işin kötü yanı benim anlatacaklarım çokken yazacak vaktim yokkkkkkk :(
son sene olmanın vermiş olduğu ağır ödevler ve de bundan dolayı zamanı kullanma sorunu yaşamam sebebiyle uzak kaldım blogumdan...
oysaki yazacak anlatacak çok şey vardı :)
öncelikle iyi bayramlar :)
sonrasında da bayramda ev hanımı olanlara, evin tek kızı olanlara, sonrasında bütün ev kızlarına kolay gelsin diyorum. farkındayım bayram demek biraz da "yorulmak" demek kadınlar için :) dayanın az kaldı bayram bitiyooor:)
ayrıca bayramı değerlendirin:)) fark ettim ki kadınlarda şöyle bir hafiflik var, bayramda yenilen şeyler kilo yapmıyor gibi geliyor kadınlara. yani demem o ki, kadınlar bayramda yedikleri yemekleri kalori düşünmeden yeme yeteneğine sahip :) ama öncesinde iki gram eder üç gram o da eder 4 kalori o da eder bilmem kaç kilolkalori hesabı yapan halalar, teyzeleri anneler, arkadaşlar bayramda hepsine çizik atıyor :) bu sebeple herkese afiyet bal şeker olsun :)
yedikleriniz kilo olmasın, üre olsun :)
Gönderen cafefora zaman: 12:38 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
30 Ekim 2009 Cuma
herşeyden azar azar :)
Evett evettt evettttt tamir edebildimm :)
Bilgisayarımı tamir edebildimmmm, büyük bir başarı bu benim için :) Ben ki korkardım açmaktan kasayı, hallettim ve de bilgisayar hala kulanılabilir durumda :)
Yazacak çok şey var ama bakalım neresinden başlamalıyım :)
Öncelikle filmlerden başlayasım var, bu kısa sürede bir dünya film izledim..
- The Pianist ( Yeniden izledim,bir çok detayı unutmuşum:) )
- Başka Semtin Çocukları
- How I Met Your Mother ( Dizi)
- Vanilla Sky
- P.S: I Love You
- Hızlı ve Öfkeli ( serinin sonu)
- Türk filmleri, Hababam Sınıfı, Çiçek Abbas, Gülen Gözler :)
Hepsini de severek izledim.. İzlenesi filmler arasında ilk sıradaki; How I Met Your Mother :) Ted seviyorum senii:)
Gönderen cafefora zaman: 05:11 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler, izlediklerim
20 Eylül 2009 Pazar
iyi bayramlarrrrrrrrrr :);)
kısacık bir aradan sonra kısa bir merhaba:)
bilgisayarımın bozulmasından dolayı bloğa yazı yazamıyorum:(
iyi bayramlar demek için geldim :)
herkese iyi bayramlar; mutlu,sağlıklı,huzurlu ve de barış dolu nice bayramlar geçirmek dileğiyle..:)
tarifler birikti, yazmak istediklerim birikti, filmler birikti en kısa zamanda hepsini yazmak ümidiyle:)
Gönderen cafefora zaman: 08:52 3 yorum
Etiketler: içimden gelenler
17 Eylül 2009 Perşembe
sevgili gençlik
Öyle parçalandım ki ömrümde
Sevgiyle öfke arasında,
Sevgimi öfke vurdu
Öfkemi sevgi kaçırdı
İçim parçalandı arada
Bi de bi gün baktım gökyüzüne bir bayram gecesi
Bi kestane fişeği açmıştı yedi rengimden
Yağıyorum çocukların üstüne
...Can Yücel...
Gönderen cafefora zaman: 07:32 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
13 Eylül 2009 Pazar
Kısaa,kısaaa,kısaa...
- Bir tebrik; "Soul Kıtchen" Venedik'ten ödülle döndü. Güzel insan Fatih Akın, tebrik ederim seni, filmini ve kadronu..
- Bir teşekkür; Halk Tv teşekkürler sana, her akşam eski, güzel, temalı film yayınladığın için.
- Bir isyan; klavyeme.Bozulacak zaman mı yoktu? Ekran klavyesiyle yazmak tam bir işkence..:(
- Bir isyan daha; dün neden hiçbir kanalda belgesel yoktu? Derbi darbeyi unutturdu!!
- Varsa da ben görmediysem, affola.
- Bir başarı; İranlı Şirin Neşat tebrikleeerrrr.. "Erkeksiz Kadınlar" adlı film ödül aldı Venedik'te.. En kısa zamanda izlemek isterim filmini...
- Bir alkış kendime; ekran klavyesiyle bu kadarcık da olsa yazı yazabildiğim için. :)
- Bir dilek; yarın ilkokul mini mini birler okula başlıyor, anne babalara bu yıl boyunca sabır diliyorum, iki kardeşim var, biliyorum yani zor iş zor.. kolay gelsin diyorum ben şimdiden(=
- Bi resim, geçen sene yaz yağmurundan sonra. Makinam çok iyi olmasa da güzel çekmişim yani, sankii:))
Gönderen cafefora zaman: 04:45 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler
12 Eylül 2009 Cumartesi
1980e dair....
12 eylül bugün...
1980 geride kalalı tam 29 yıl olmuş. 29 sancılı, acı içinde yıl... toprağa düşen gencecik bedenleri unutmadık... erdal eren hala 17 yaşında!!
duvarlarda hala işkenceden inleyen sesler..
silinmedi duvarlardan yazılar. .
ayağı kayıp da düşüp ölenler, şüpheli ölümler, kaçarken vurulup öldü denilenler ölmedi daha...
yasaklanan filmleri izledik, yasaklanan grupların konserlerine de gittik...
bizler bitmedik... tükenmedik... yitirdiklerimiz ölmedi...
Gönderen cafefora zaman: 03:22 0 yorum
Etiketler: içimden gelenler



