CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

14 Haziran 2010 Pazartesi

55bin kişiydik; oradaydık...

55bin kişilik dev kadroyla oradaydık...

türkülerimizi, marşlarımızı haykırdık beşiktaş sahillerine, halaylarımızı çektik...

inlettik yeri göğü.. 55 bin kişiydik..

tek ses, tek yürektik.. tükenen umutlarımızı yeniden filizlendirdik, durup yeniden düşündük...

teşekkürler Yorum.. sen olmasan mitingler halaysız, eylemler sessiz, konserler tatsız tuzsuz olurdu..

11 Şubat 2010 Perşembe

"Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik"

"Bu arada;

hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne,

günün karanlık saatlerine,

ara sıra kopsa da fırtınalara,

bir gün boğulacağımız denizlere,

eski günlere,

neler olacağını bilmesek de geleceğe,

kötülüklerle dolu olsa bile tarihe,

tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara,

Donkişotlar 'a,

ateş hırsızlarına,

Ernesto "Çe" Guevara'ya,

yollara-yolculuklara,

sevgililere,

sevişmelere,

sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara,

üşürken ısınmalara,

her şeyden sıcak annelere, babalara

ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz.

Kötü şeyler gördük.

Savaşlar,

katliamlar,

ölen-öldürülen çocuklar gördük

Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük.

Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük.

Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.

Biz de öldük.

Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.

Teşekkürler dünya."


Kazım Koyuncu

2 Şubat 2010 Salı

kadın olmak üzerine...

12 yaşında…

Hayal ediyorum cesedini. Kanlar içinde bir beden, muhtemelen üstünde önlüğüyle, önlüğün mavisi kanın kırmızısıyla karışmış durumda. Yüzünde korkmuş bir ifade. Korkmuş baktığı yerde gördüğü şeyden. Kalaşnikofu bedenine doğrultan ellerden korkmuş.

Hayal ediyorum bir gün öncesini. Sınıfında yine mavi önlüğüyle, sırasında otururken, gülerken. Öğretmeni hayal ediyorum bakarken sınıfa. Kaleme uzanan eli, kağıda da ulaşıyor, yazmaya başlıyor kargacık burgacık harfleri. Okunmuyor bile yazılanlar.
İçindeki duyguları hissetmeye çalışıyorum. İçinin hop ettiğini içimde hissediyorum, gözlerinin korkuyla karışık cesaretle baktığını, sevinçle ışıldadığına inanıyorum. Elini uzatıyor, içi kıpır kıpır, ah bir bilse sonucunu, ah bir bilse olacakları…
Tam uzatıyor kağıdı, yanlış ellere gidiyor kağıt. Kocaman elleriyle öğretmen alıyor kağıdı, açıyor, okuyor… “Ayıp” diyor “Ayıp bu yaptığın!”. Sevdiğini söylemek ayıp. Sevmek ayıp. Okula gelmen bile ayıp. Camdan bakman ayıp. Konuşman ayıp, düşünmen ise suç.

Üç mermiyle buluşuyor bedeni sabahın erken saatlerinde. Üç mermiyle intihar ettiği söyleniyor. (!)

İntihar ettiği düşüncesine herkes inanıyor, kendileri bile. Vicdanları rahatlıyor, namus kelimesiyle vicdan rahatlatıyorlar.

Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde yayınlanan, aslında çok alışageldiğimiz haberlerden birisi Ağrılı Meryem’in haberi. Erkeklerin dünyasında, onların egemenliği altında yaşatıldığımız bu dünyada bir kadını daha uğurluyoruz.


Onun ölümünün son olmadığını biliyoruz, sustuğumuz boyun eğdiğimiz kendimize olan inancımızı yitirdiğimiz sürece daha nicelerini kurban vereceğimizi biliyoruz. Biliyoruz ama nedense bir şey yapmıyoruz. Batıdaki kadının bu durum için bir şey yapmaması demek, Doğuda yarın bir kadının daha ölmesi demek. Doğudaki kadının bugün kendisi için mücadele etmemesi demek Batıdaki kadının tacizlere, tecavüzlere maruz kalmaya devam etmesi demek.

Milyonlarca kadın tacize, şiddete, tecavüze maruz kalıyor, ya sesini çıkarmıyor ya da erkek egemen vakıflar, yönetim, sivil toplumlar tarafından bastırılmasa bile savunulmuyor. Kadınların bir an önce sosyal hayatta aktif olması gerek. Bugün eğer vakıflar yönetimler kadınları savunmuyorsa bunların sebebi kadınlardır. Evde oturup doğurduğumuz çocuklara bakmak, kocalarımıza hizmet etmek yerine mücadele içinde olmayı başarabilseydik eğer; Ayşe bugün tecavüze uğramayacak, Meryem ölmeyecek, Hatice iş yerinde tacize uğramayacak, Saadet evde şiddete maruz kalmayacaktı.

Fabrikalarda sömürülmekten, bakan gözlerde “obje” olarak görülmekten, hayatımızı iki çocuk ve bir kocaya adamaktan, onlardan da çoğu zaman hak ettiğimiz değeri görmemekten, istediğimiz yere gidememekten, her fırsatı değerlendiren erkeklerin otobüste bile rahat bırakmamasından, törelerle öldürülmekten, dövülmekten, cinsel açıdan yok sayılmaktan bıkmadık mı?

Tüm renklerimizle muazzam bir gökkuşağı çizebilecekken, milyonlarca renklerimiz varken, sonsuz karanlıklara sürülmüşlüğümüz neden?

31 Aralık 2009 Perşembe

yine de iyi yıllar!

  aaa şimdi yeni yıl geldi ya ssanki her şey değişecek.

herşey güzelleşecek, herşey iyileşecek.

saymaya başlamıyorum bile, hayalimdeki başka bir dünyayı.

hiçbirşeyin yeni yılda da değişmeyeceğini bildiğim için hiç bir şekilde yeni yıla umutla girmiyorum.

bakılacak olursa; yeni yıla isteyerek de girmediğmiz bir gerçektir, bir zaman gerçeğinin sonucudur.

bugünden itibaren 2010 olduk. hobaa değişmiş gibi herşey mutlu ol insanoğlu!

mutlu olun yine de.

en azından bu gece kafalar dumanlı iken mutlu olun.

herşeyin değiştiğini hayal edin

kendi hayalinizdeki "başka" dünyanın var olduğunun sanın..

yine de iyi yıllar, yine de mutlu yıllar.

17 Aralık 2009 Perşembe

...karmaşa...

otobüsteyim... 3 yıldır boş boş duran eski un fabrikası yıkılıyor, yerine bir yenisi yapılandırılmak üzere. her yer toz bulutu, kürekler çalışıyor harıl harıl, sesler geliyor... buraya kadar her şey normal, olması gerektiği gibi. normal olmayan şey; insanların çocuklarıyla o toz bulutunun içinde demir savaşına girmesi. bir parça demir için içe çekilen milyonlarca zerre toz, çekilen eziyet... o demirden gelecek ekmek parası...
 bu durumun suçlularını ben de onlar da biliyoruz. en iyisi suçu bambaşka birine atmak, küreği kullanan yorgun, gözlerini  tozdan açamayan, tıknaz, elinde sigarasını derin derin içine çeken amcaya...

bir çocuk ağlıyor köşede, demir alamamış herhalde. belki de başka birşeydir ağladığı ama o an öyle gelmiyor bana. çocuğun gözleri bana madenci arkadaşlarını göçük altında kaybeden yeşil gözlü amcayı hatırlatıyor. o an o resim gözlerimin önüne geliyor, düşünüyorum, suçluyu bu sefer buluyorum; toprak.. suçlusun toprak..  toprak dediğin çöker mi? kayar mı ?  durmalı yerinde toprak. durmalı ki altta çalışan işçiler nefes almaya devam etsin, durmalı ki kapitalist düzen daha çok yesin..

madencilerin kurtarma çalışmaları bana ağustosu hatırlatıyor.. göçük altında kalan binlerce insanı düşünüyorum.. ama orda da suçluyu hemen buluyorum; Veli Göçer. sanki bütün ölen insanların evlerini o inşa etmiş gibi. sanki işin içinde hiç mühendis, hiç yapı denetim, hiç başka müteahhit yokmuş gibi..

göçük derken de aklıma okulum geliyor.. çökecek diye beklediğimiz okula yapılan yeni duvarlar, yeni odalar.. sınav olmaya sınıf bulamadığımız okulda hocalara ayrı oda ayırıyoruz, aman bir arada kalıp rahatları bozulmasın diye...

çok fazla düşünmenin pek hayra alamet olmadığı geliyor aklıma hemen düşünmeyi bırakıyorum, daha hayırsız bir şey yapıyorum; düşüncelerimi yazıya döküyorum  (:

1 Aralık 2009 Salı

bildiğimiz salata

Bildiğimiz iki domates iki parça soğanla yapılan salataya azıcık baharat ekledim. Çok farklı birşey olmadı ama daha lezzetli oldu (:

Malzemeler:

  • 3 adet domates
  • 1 adet salatalık
  • 1 adet soğan 
  • 1 adet sivri biber
  • bir tutam maydanoz
  • nane, kekik, tuz, pulbiber
  • 1 yemek kaşığı nar ekşisi
  • 3 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 adet limon
Yapılışı:

Soğanları ince ince hilal şeklinde doğrayıp tuzla ovalayıp yıkadık. Domateslerin kabuğunu soyup küp küp doğruyoruz. Saltalıkları küp küp biberleri halka halka doğradık. Maydanozları ince ince kıydık.

Sos için, sıvıyağ, tuz, baharatları, limon suyunu, nar ekşisini karıştırıyoruz. Salatanın üzerine döküp karıştırıyoruz (:


pırasa alternatifleri (:

pırasayı sevemiyorum yiyemiyorum. farklı şekillerde deniyorum tüketebilmek için ama yok onda da başarılı olamıyorum :( en son olarak böreğin içine koydum fakat ben hariç herkes severek yedi :)

Malzemeler:

  • 4-5 adet yufka
  • 1 adet yumurta
  • 1 çay bardağı sğt
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • yarım kilo pırasa
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • tuz, karabiber, pulbiber
  • susam
Yapılışı:

Öncelikle pırasalar küçük küçük doğranır, sıvıyağ ile kavurulur. Sarardıktan sonra içine salça, tuz ve baharatlar eklenip kavurulur.

Ayrı bir kapta 1 çay bardağı sıvıyağ, süt ve yumurta karıştırılır.

İlk yufka yağlanmış tepsiye serilir, üzerine kavurduğumuz pırasadan koyulup 2 yemek kaşığı kadar sütlü sostan dökülür. Her yufka katı için aynı işlem tekrarlanır. Son yufka serilip sütlü sostan bol miktarda eklenip susam serpilir.

Üzeri kızarana dek pişirilir.

Dipnot: Arzu ederseniz peynir de ekleyebilirsiniz. Afiyet olsun (: