CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

5 Eylül 2009 Cumartesi

Öfleye pöfleye; yaprak sarması..

Fark ettim ki hep kendimden bahseder olmuşum, yemek tariflerini unutmuşum..

Hemen yazıyorum yazamadığım tariflerimi, öncelikle geçen günkü bitki çayımın resmini ekliyorum.. Bardakta çektiğim fotoğraflarda bir farklılık yok, bildiğimiz ıhlamur çayı rengi. O yüzden ben de demlikteki resmini çektim...

Gelelim diğer tarife; yaprak dolması sarmıştık geçen, annem ben ve kardeşim. Ben her ne kadar üşenip öf pöf desem de annemin zoruyla sardık bir tencere. Bakalım sizler de beğenecek misiniz...


Malzemeler:
  • 1 kilo yeşil  yaprak
  • 3 bardak dolmalık pirinç
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 8-9 adet orta boy soğan
  • 3-4 diş sarmısak
  • 1 adet et suyu tablet
  • 3 yemek kaşığı domates salçası
  • 2 yemek kaşığı biber salçası
  • Tuz, karabiber, pulbiber, tarçın, kekik, nane, kimyon
  • Yarım demet maydanoz, bir avuç kadar kıyılımş dereotu
 Yapılışı:

  1. Öncelikle yapraklar yeşil taze yapraksa onları kaynar suda renkleri sararana kadar haşlıyoruz. Eğer yeşil yaprak değilse tuzu gidene kadar yıkıyoruz.
  2. Soğanları, sarmısakları, yağı kavuruyoruz. Kavrulunda salçaları ekliyoruz.Et suyu tableti de atıyoruz.
  3. Salçalar kavrulunca ayıklanıp yıkanmış pirinçleri ekliyoruz, pirinçler yapışana kadar kavuruyoruz.
  4. Baharatları ekliyoruz.
  5. Maydanoz ve dereotunu ekleyip, kapatıyoruz ocağı.
  6. Dolma içi demlenince yaprakları sarmaya başlıyoruz. 
  7. Tencerenin üzerine dolma içi tenceresinde kalan yağı ve  limon dilimlerini ekliyoruz. Su ekleyip üzerine tabak kapatıyoruz.
  8. Dolmaların içi yumuşayana kadar pişiriyoruz. 


sinirli...sinirli...sinirli..

Ne garip insanoğlu.. İstediği dilediği şeyler olmayınca nasıl da sinirleniyor, hırslanıyor... Biliyor aslında her istediğinin gerçekleşmeyeceğini, olmayacağını ama işte dayanamıyor gerçeklere.

Umut ettiğinden midir nedir, bildiği halde olmayacak şeyleri; olmadığında yıpratıyor kendini..E kardeşim, güzel kardeşim gamze evet ben:D Biliyorsun bu İstanbulun İETT diye bir kurumu var. Bu kurum da her yere öyle her saate istediğin gibi gitme özgürlüğü vermiyor ki sana, daha nedir beklentin?

Ayrıca oturduğun yer dağ başı; Gazi Mahallesi.. Evet Gazi Mahallesi, görüyorsunuz ya ölmüyoruz, her gün olay olmuyor, bizi yemiyorlar, nitekim sorunumuz içimizde değil dış bağlantılarda. Dışarı çıkamıyoruz Gaziden. Neden? Ulaşım probleminden... Haa "kardeşim siz otobüsleri yakıyorsunuz" falan filan diyenleri duyar gibiyim, sorun otobüs sayısı değil şu anda, hmm o da bir problem ama şu anda değil, sorun sefer saati...

Gece 11den sonra dışarı çıkma imkanımızı elimizden alarak, bizleri eve tıkmak mıdır amacınız? Hani 11den sonra ne var dışarda, oturunuz evinizde demek midir amaç?  11den sonra ne var dışarda bakalım bi; konser, tiyatro, sinema, arkadaşlarla ya da sevgiliyle atılan turlar, iftar sonrası nargile keyfi, can sıkıntısını atmak için gidilecek boğaz manzarası... Örnekler çoğaltılabilir tabii .:).

11den sona milleti evine hapsetmenin mantığı nedir? Gece gezmek bu ülkede neden hoş karşılanmaz? Hele de kadınsan yandın zaten, onlar 10da girsin içeri, dimi? Kadının ne işi var dışarda akşam akşam? Neden acaba çıkamıyoruz dışarı? Erkeklerden korktuğumuz için olsa gerek.. Hayır korkmak değil bu, sizi iyi tanımak.

Sinirliyim, istediğimi elde edemedim, konsere gidemedim, bir yıldır beklediğim Grup Yorum konserine gidemedim....

4 Eylül 2009 Cuma

Hava cıva parası; havale parası!!!!

Bugün çok güzel bir işe imza attım, reklamlardaki çok bilen ekonomist amcaların teyzelerin söylediklerine uyarak aldık verdik ekonomiye can verdik. Hadi bakalım benim bankaya verdiğim parayla, ki boş yere verilen bir paradır bu, banka çalışanlarına maaş versin, o maaşı alan adam gitsin manavdan iki kilo meyve alsın bla bla bla....!! Eee peki bankanın sahibi de gitsin bi yat falan alsın, dimi?

Çorluya gidip kendim ev sahibime parayı elimle verip farketmez aslında ordaki bankaya yatırabilirim para almıyorlar, geri dönsem havale parasından daha azdı yani. Veznedeki arkadaşla da atıştık zaten, aslında benim sorunum senle değildi arkadaşım, sorun sistemle. Ama işte sen de üstüne tuz biber oldun.

Ayrıcaaaa kim demiştir ki karşındaki seni duymayacak şekilde konuştuğunda kibar oluyor insan diye? Hayır efendim ben seni duymadığım sürece ne dediğini anlamadığım sürece nerede kibarlık? Belki küfür ettin? O kadar da sessiz pıs pıs konuşulmaz ki?! Birileri bu anlayışı değiştirsin...

Gelelim sana Şehr-i İstanbul... Senin alt taraftda içiçe geçmiş, biribirne yaslanmış, renk renk, her biri birbirinden farklı tarzdaki evlerinin üstünden yükselen tek tip, tek renk, gökdelenimsi evlerinden haz etmiyorum.

Evet düzenli, temiz, bakımlı ama işte naparsın; yüzyıllardır yerleşmiş insanları nasıl yerlerinden edersin? Balkonundan halı silkeleme alışganlığını bir kadına nasıl bıraktırabilirsin? Çocuklar bahçeden, sokaktan anasına nasıl seslenecek? 17. kata ses çıkmaz kanımca,hı? Bahçesinde mangal yapıp, rakı içme keyfinden nasıl mahrum edersin emekli amcaları? Hmm var tabii bahçeli evlerin de, ama en az bir site değerinde. İnsanlarımın yemeye parası yokken 150 milyarlık tek tip evlerinde kimleri oturtacaksın? 


Sahi sence de o evler eder mi o kadar?  Bildiğin taş duvar nihayetinde...

2 Eylül 2009 Çarşamba

İçinde yok yok hasta çayı

Akşama doğru hem kızkardeşim hem de ben tekrar fenalaşınca annem bir ıhlamur yaptı ki bize içinde yok yok...
Küçükkken kızamık, su çiçeği, kabakulak olduğum günler geldi aklıma. Ihlamurun resmini çektim ama bilgisayara yükleyecek gücüm yok bu akşam, yarın sabah yüklerim artık bloga...


Malzemeler:

  • Bir çay kaşığı kuru nane
  • 1 limonun yarısı
  • Bir avuç kadar ıhlamur
  • Bir tutam kurutulmuş kiraz sapı
  • Birkaç dal maydanoz 
  • Bir şeftalinin kabuğu
Çaydanlığa yada cevzeye maydanoz hariç bütün malzemeleri ve de yeteri kadar suyu ekleyip, kaynatıyoruz. Kaynadıktan sonra altını kısıyoruz, demini almasını bekliyoruz, ocaktan indirmeden önce maydanoz saplarını ekleyip bir taşım kaynatıp indiriyoruz. Şeker atıp, limon sıkarak boll booooll içiyoruz.. Acil şifalaarrrrr:D

Yazdan kalma soğukluk, buzzzz gibi cacık :)

Cacığı bilmeyen yoktur kanımca; mezelerin kralı, rakının can yoldaşı, salataların alternatifi, patlıcan yemeklerinin kankası.. Dediğim gibi bilmeyen yoktur ama bir de benden duyun istedim tarifi :)

Malzemeler:

  • 6-7 adet salatalık
  • 5-6 diş sarmısak
  • Aldığı kadar yoğurt
  • Nane, kekik, tuz, pulbiber
  • Zeytinyağı
  • Boooll miktarda buzzzzzz
 Salatalıkları rendeliyoruz, sarmısakları havanda dövüyoruz.. Yoğurtla beraber bu üçlü güzeli bir araya getirip karıştırıyoruz. Tuzunu ayarlıyoruz.  Ben su eklemiyorum, dileyen su da katabilir. Tabaklara  servis ettiğimiz cacıkları üzerine nane, pulbiber, kekik serpiştiriyoruz. Zeytinyağı gezdiriyoruz ve de içine bol miktarda buz atıyoruz.. Buzlar erirken cacık hem sulanıyor hem de soğuyor. İster yemeğin yanında ister rakı masasında soğuk soğuk tüketiniz :)

Dipnot; ben zeytinyağı eklemeyi unutmuşum üzerine, sizler unutmayın:):)   

Naneli Bulgur Pilavı

Naneli bulgur pilavı annemin tarifi, nerden bulmuş bilmiyorum ama tadı gerçekten güzel...

Malzemeler:

  • 2,5 su bardağı bulgur
  • 1 adet et suyu tablet
  • 2 adet küçük boy soğan
  • Yarım çay bardağı sıvıyağ, isteyen katıyağ ile yapabilir.
  • 1 demet nane
  • Tuz

Soğanları küçük küçük doğrayıp sıvıyağ ile kavuruyoruz, soğanlar kavrulunca, küçük küçük doğradığımız naneleri ekleyip naneleri kavuruyoruz. Daha sonra ayıklayıp yıkadığımız bulguru ve et suyu tableti ekliyoruz, bulguru da kavurduktan sonra üzerini geçecek kadar su ekleyip, tuzunu ayarlıyoruz. Kaynayınca altını kısıp, suyunu çekene kadar kısık ateşte pişiriyoruz.. Afiyet oollllsuuuuunnnn (:

1 günlük aradan sonra merhaba (:

Ne kadar hevesliydim dün sonbaharın ilk günü diye... Yağmur da yağıyorken yağmur sesiylerü uyumak, sonra yağmuru izlemek hevesindeydim.. Nitekim olmadı, tüm gece uyuyamadığım gibi sabah da kendimde değildim.. Bir üşüyüp bir sıcakladığım için ne yağmuru izleyebildim, ne de sonbahara tatlı bir giriş yapabildim(: çookk hastaydım dün çoookk.. :D  Bugün biraz daha iyiyim.. Kendimdeyim hiç değilse..

İki gün önceden birikmiş tarifler var, yazamadığım tarifleri bugün yazıyorum... Hadi bakalım başlayalım...

İlk tarif sebze yemeği,  bamya bizim evde senede bir veya iki kere pişer, çünkü kardeşlerim pek sevmezler. Ben küçük bir araştırma yaptım bamya hakkında ve bakın küçücük,beğenmediğiniz o sebzenin faydaları nelermiş;

-Kabızlığı giderir
-Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.
-Sindirime faydalıdır
-Kanı temizliyor.
-İdrar söktürücüdür.
-Halsizliğede çok iyi gelir.

Benden söylemesi (;

Bamya Yemeği :

Malzemeler:

  • 1 kilo bamya
  • 2-3 adet orta boy soğan
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • Yarım kilo kıyma, daha az da olabilir.
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası veya domates salçası
  • 3 adet rendelenmiş domates
  • 2 adet limon
  • Tuz
Öncelikle bamyaları temizliyoruz, bir adet limonun suyunu sıkıp üzerine su ekliyoruz. Temizlediğimiz bamyaları bu limonlu suyun içinde bekletiyoruz, daha sonra yıkıyouz. Limonlu suyun içinde beklettiğimiz takdirde bamya yemeğinin suyu uzamaz, istediğiniz kıvamda olur.

Kıymayı tencereye alıyoruz ve de yağsız bi şekilde suyunu salana dek kavuruyoruz, daha sonra yağını ve soğanını ekliyoruz. Soğanlar pembeleşince rendelediğimiz domatesleri ve salçayı ekleyip kavurmaya devam ediyoruz, domatesler tencereye yapışmaya başlayınca, bamyaları ekliyoruz. Ayrı bir kapta bir limonun suyunu sıkıyoruz ve üzerine su ekliyoruz. Bamyalar sararınca limonlu suyu bamyaların üzerini geçecek kadar ekliyoruz. Fazla karıştırmadan pişmeye bırakıyoruz.