CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

12 Eylül 2009 Cumartesi

Dolmaların en az sevileni; kabak dolması

Kabak sevmeyenler için kabak dolması yenilebilecek bir yemek...

Malzemeler:

  • 1 kilo kabak
  • Yarım su bardağı dolmalık pirinç
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 diş sarmısak
  • 300 gr kıyma
  • 1 yemek kaşığı biber salçası
  • Tuz, karabiber, pulbiber, kimyon, nane ve kekik
  • 1 yemek kaşığı sıvı yağ
  • Kapak için havuç
  • Arzu edersiniz sarmısaklı yoğurt
 Yapılışı:
  1. Kabaklar temizlenir, ikiye bölünüp içleri tatlı kaşığı yardımıyla oyulur, içlerine tuz ekelenir.
  2. Kıyma, ince ince doğranmış soğan, rendelenmiş sarmısak, baharatlar ve yağ karıştırılır.
  3. Kabakların içi tatlı kaşığı yardımıyla doldurulur, tencereye dizilir. Kapak olarak halka halka doğranmış havuç kullanılır.
  4. Tencereye dizilen dolmaların üzerine tuzlu su gezdilirip, içleri pişne dek kısık ateşte pişirilir.
  5. Üzerine sarmısaklı yoğurt dökülerek servis edilir.

Dipnot; şablonumla alakalı bir sorundan dolayı yorum yapılamıyor bloguma, en kısa zamanda çözülecektir bu sorun.. Afiyet olsun (=

1980e dair....

12 eylül bugün...

1980 geride kalalı tam 29 yıl olmuş. 29 sancılı, acı içinde yıl... toprağa düşen gencecik bedenleri unutmadık... erdal eren hala 17 yaşında!!

duvarlarda hala işkenceden inleyen sesler..

silinmedi duvarlardan yazılar. .

ayağı kayıp da düşüp ölenler, şüpheli ölümler, kaçarken vurulup öldü denilenler ölmedi daha...

yasaklanan filmleri izledik, yasaklanan grupların konserlerine de gittik...

bizler bitmedik... tükenmedik... yitirdiklerimiz ölmedi...

11 Eylül 2009 Cuma

pırasa sevmeyenlere farklı bir tat...

pırasa herkes tarafından sevilen bir sebze değildir.. ben hiç sevmem pırasayı ama bir de börekte deneyeyim dedim. hem canım fena halde sıkılmıştı sel haberlerinden..

yapımı basit, tadı pırasa sevenler için güzel..

malzemeler: 

  • 5-6 adet yufka
  • 2 yumurta
  • 3 yemek kaşığı yoğurt
  • yarım çay bardağı sıvı yağ
  • iki kaşık sıvı yağ pırasalar için
  • tuz, karabiber, pulbiber
  • susam
  • 1 kilo pırasa
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
yapılışı:

  1. pırasalar halka halka doğranır, 2 kaşık sıvı yağ ile kavurulur. biber salçası eklenip, baharatlar eklenir.
  2. yufkalar üçgen üçgen kesilir.
  3. yoğurt, yağ, yumurtalar karıştırılır.
  4. her bir üçgen yufkanın içine yoğurtlu sosdan eklenip, birer kaşık pırasa koyulur, sarılır.
  5. yağlanmış tepiye dizilen yufkaların üzerine yoğurtlu sosdan sürülüp,susam serpilir, üzeri kızarana dek pişirilir.


kültür başkenti; istanbul ?

kültür başkenti; istanbul...

selin, yağmanın, talanın başkenti istanbul...

dere yataklarına yapılan evler, düzensiz yerleşme, çarpık kentleşme, yanlış yerlere dikilen binalar, garajlar... verilen ruhsatlar... servis aracı olmayan arabalarda taşınan emekçiler...

ve sonuç; 31 ölü.. şimdilik 31 ölü... yıkıntılar kalktıktan sonra çıkacak ölü sayısından korkuluyor...

siyasiler birbirini suçluyor.. kimileri vatandaşı suçluyor.. vatandaş ne yapabilirdi ki?


nitekim; istanbul 2010 kültür başkenti ama neyin kimin kültür başkenti?

halkın yüzde onu kadarı anca kültürel faaliyetlere ulaşabilirken, kimin kültür başkenti?

9 Eylül 2009 Çarşamba

İstanbul + Yağmur = Can +Mal Kaybı

Sonbahar gelsin, yağmurlar yağsın diye dilerken ben; dileklerim fazlasıyla kabul oldu.. Hatta bildiğiniz gibi yağan yağmur, İstanbulu yaşanmaz hale getirdi. Alt yapı bozukluğu, önlemsizlik, bilinçsizlik...İstanbulda can ve mal kayıpları gitgide artıyor. An itibariyle ölü sayısı 30.

Halk diyor ki önlem alınsın, önlem alınsın da ne alınsın? Alt yapı bozuk, yerleşim düzeni desen yok, Alibeyköy yıllardır su altında, var mı bir değişiklik ? Yok.

Ne zaman yağmur yağsa aynı sorunlar, aynı trafik derdi.. Millet cannı kurtarmaya çalışırken bir yandan da yağmacılar bulunmakta. Bunun adı yağma, sadaka ya da "ihtiyacı var alsınlar" değil, bunun adı hırsızlık.. Bunun adı, vicdansızlık...

İstanbul yaşanmaz bir yer oldu artık.

Yağmurda çıkıp dolaşmak artık İstanbulda bir hayal... İstanbulda insanca yaşamak bile hayal artık...

8 Eylül 2009 Salı

Güveçte Patlıcan ve Arpa Şehriye Çorbası (:

Seyahate gittiğimizde yol kenarlarında güveç satan amcalar teyzeler görürüz... Peki bilir miyiz ki o güveçle yapılan yemek gerçekten çok güzel olur? Özellikle fırında yapılan yemekler için güveç vazgeçilmezdir.. Bizim güveç fırına sığmayacak kadar büyük olduğu için ocakta pişirdim yemeği..

Güveçte Patlıcan Yemeği


Malzemeler:

  • 6-7 adet patlıcan
  • 2 diş sarmısak
  • 1 büyük boy kuru soğan
  • 3-4 adet sivri biber
  • 4 adet rendelenmiş domates
  • Yarım çay bardağı sıvıyağ
  • Tuz, kırmızıbiber
Yapılışı:


  1. Öncelikle patlıcanları alacalı soyup, yemeklik doğruyoruz, daha sonra tuzlu suda acısı çıkana kadar bekletiyoruz. Ben tuzlu suyun içine bir tane de limon sıkıyorum.
  2. Daha sonra güvece; sotelik doğranmış soğanları, ince ince doğranmış sarmısakları, küçük küçük doğranmış biberleri ekliyoruz.
  3. Patlıcanları beklettiğimiz sudan çıkarıp, yıkayıp güvece koyuyoruz, üzerine de rendelenmiş domatesleri ve yağı ekleyip, tuzunu ayarlıyoruz. Yemek hazır bile(: Ama pişmesi yaklaşık olarak 1-2 saat alabilir benden söylemesi. Afiyet olsun...
Gelelim bir diğer tarifime, herkesin bildiği çabuk anne çorbası; arpa şehriye çorbası (:

Arpa Şehriye Çorbası

Malzemeler:

  • 6 adet orta boy domates
  • 1 adet tavuk suyu tablet, varsa tavuk suyu
  • 3 kaşık sıvıyağ
  • 1 su bardağı kadar arpa şehriye
  • Birer yemek kaşığı domates ve biber salçası
  • Nane, kekik, tuz

Yapılışı:

  1. Domatesleri rendeliyoruz. Bir tencerede sıvıyağ ile birlikte kavuruyoruz. Biber ve domates salçalarını ekliyoruz.
  2. Salçalar kavrulunca tavuk suyu tableti ekleyip, çorbanın suyunu ekliyoruz. Tuzunu ayarlıyoruz.
  3. Su kaynayınca şehriyeleri ekleyip pişene kadar kısık ateşte bekletiyoruz. Ocaktan indirmeden önce nane ve kekik ekleyip sıcak olarak limonla servis ediyoruz.

6 Eylül 2009 Pazar

"inciiiiiiiiiii neden uçmuyor??"

"İnciiiiiiii..."

Kadınlar koğuşunda küçük bir çocuk, hapisanenin en küçüğü, tek erkeği... Dönem 80-90 geçişi. Filmin oluşması 1989 tarihidir ama vizyona girme tarihi 1990. Eminim ki her izleyeni en az bir kere ağlatan, beni hala ağlatan, "miki işedi" repiliğiyle bizleri güldüren, eskimeyecek, unutulmayacak bir filmdir.

Sinemalarda bence dönem dönem eski filmler de gösterilmelidir...  Geçmişteki güzel şeyler izlendi bitti denmemelidir...

Nereden çıktı şimdi bu film, dimi? Kızkardeşlerim o dönemlere yetişemediler, bilmiyorlar bu filmleri...  Bilsin istiyorum,  sinema tarihimizin unutulmaz filmlerini bizler izledik bitti diye birşey yok. Gelecek kuşaklara aktarmak gerekiyor geçmişte kalan güzel şeyleri... En küçük kardeşim 9 yaşında, o da izleyecek bugün bu filmi.. Belki benim anladığım şeyleri algılayamaz, ama en azından böyle bir film vardı, bunu anlatıyordu der. Anladığı kadar da ona yetecektir diye düşünmekteyim...

Filmin künyesine bakacak olursak bilenler bilirler ama bilmeyenler için Agah Özgüç'ün 100 Filmde Türk Sineması kitabından bu filmle ilgili yazıyı aktarıyorum:

"Beş yaşındaki bir çocuğun gözüyle kadınlar hapishanesinin ve sevginin öyküsüdür anlatılan. Küçük Barış'ın (Ozan Bilen) bu dört duvar arasında ne suçu vardır ki? Oysa esrardan tutuklanan annesi değil midir? Barış henüz algılayamadığı bir garip dünyanın içinde, her yanı soğuk ve sağır duvarlarla çevrili bir hapishane avlusunda gökyüzünü ve özgürlük uçurtmalarını gözlemektedir. İnci Abla’sı (Nur Sürer), Özgürlüğüne kavuştuktan sonra bir gün uçurtma olup geri döneceğine söz vermemiş midir?"